Logo

Sayfam var YazıYorum !

  • Rastgele
  • Arşiv
  • RSS

Kin ve Nefret Üzerine

Kin ve Nefret,

suyu bulandıran,

çamur saçan,

balığın kuyruk darbeleri gibiydi,

su bulandı,

çamur saçıldı, balık kaçtı…

  • 3 gün önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Her kırık kalp…

varlığımın sorgulaşındayım gene yalnız yürüdüğüm sokaklarda…

halbuki çok güzel bir ilkbahar sabahı olabilirdi aklımda o olmasaydı…

ancak o bana duyguların ölü kabuğunu ve sonsuz bir sonbaharı bırakıp gitmişti…

hava soğuktu…

yollar taşlıktı…

bir işaret bekliyordum…

derken karşıma bir kuş çıktı kapkara sanırım bir karatavuk idi tam bilemiyorum…

gözlerimin içine bakmaya başladı, yüzümün aksini görmem benim hüzünlenmeme yetmişti ağlamaya başladım kuşun yanına çökerek…

iç çekişlerim yeniden nefes alma seremonilerime dönmüştü, yeniden nefes alıyordum ve yola koyulmam gerekiyordu…

ancak siyah kuş önümde durdu ve havalanarak benim yere düşmeme neden oldu, yere düşüşlerim bazı taşların yere oturması gibi bir etkiye neden olacaktı dağınık beynimdeki ben bunu da sonraları anlayacaktım…

bir kanadını açarak bana bir ağacı gösterdi, sanki “gel benimle lan” havası vardı, biraz asabiydi…

ağaca gitmemle bir kuş yuvası görmem bir oldu aslında bir olmamıştı ancak zaman anlayışımı da alıp götürmüştü can hırsızı…

“eee ne var yani” bakışlarıyla dikizledim siyah kuşu, ne demek istiyorsun yani ? diye bağırışlarım arasında tükürüklerim bir şelale gibi akıyordu…

hava soğuktu…

burnumu çekiyordum…

tam arkamı dönüp gidecekken, “ulan” diye bağırdı, “gel buraya, varlığının sorgulayışında olan sen şüphesiz ki bu sorgulayışın amaçsız bir direniştir bir üzüntü politikasıdır. Benimde yuvamda bir yumurtam bile yok, sizin gönüllerinizde de sevginin olmaması gibi, peki bu sevgisizlik niye, niye bu gidişler ?”

gün gümüşi bir renkteydi…

hava soğuktu…

sözler bir örs gibi düşmüştü…

Sevgisizlik niye idi?

“dur” dedim hiçbir şey demeden, kırık kalbimin parçalarını çıkardım yerinden…

ellerim kesilmişti…

hava soğuktu…

ellerim titriyordu…

kuşun yuvasında itinayla birleştirdik, “sana verebileceğim tek kalan sevgim budur” dedim ve gittim…

bir zaman sonra yeniden karşılaştık, “gel” dedi “sana birşey göstermem lazım”

koşarak gittik, yuvada idi kırık kalp birleşmişti…

“her kırık kalp kulucka bekleyısındedır zamanı geldıgınde mutluluklara catlaması ıcın…” dedi…

kalp çatladı…

yüzüm gülüyordu…

hava sıcaktı…

  • 1 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet
'\x3ciframe width=\x22500\x22 height=\x22374\x22 src=\x22http://www.youtube.com/embed/6TuO0c_NwjI?wmode=transparent\x26autohide=1\x26egm=0\x26hd=1\x26iv_load_policy=3\x26modestbranding=1\x26rel=0\x26showinfo=0\x26showsearch=0\x22 frameborder=\x220\x22 allowfullscreen\x3e\x3c/iframe\x3e'

Herşey yolunda…

  • 1 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Yeni nefes…

Uzun zaman sonra yeniden nefes aldım…
gözyaşlarının ardından ilk alınan mukuslu nefesin gerçek nefes olduğuna inanırdım…
doğruymuş…
şüphesiz ki ağlamayı çok severim, ama içten içe ağlarım ben 
su basma seviyem yüksek olduğundan içime akan gözyaşlarımı göremezsiniz…
her sevginin giriş, gelişme ve souç bölümlerinden oluştuğunu sanardım…
yanılmışım…
aslında benim sandığım gelişmelerin onun için giriş bile olmadığını öğrendim…
yıkıldım…
salak, korkak bir çocuk gibi yatağımın altına saklandım, korkularımla kaçak dövüştüm…
dünya benim arkamdan gelişirken ben saklandığım yatağımın altından baktım…
ancak şunu unutmuştum şüphesiz ki,
kimse kimseyi sevmek zorunda değil…
ve nazım hikmetin dizelerinde olduğu gibi….


“Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir 
ayrılmak istersin dünyadan ama o senden ayrılacak 
yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahir’liğinden 
Tahir olmak ta ayıp değil 
Zühre olmak ta 
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil…”


aynada bile bana yüz çevirmiş kendimi yeniden sevmem gerek…
artık yatağımın altından çıktım…
nefes almaya başladım…
korkmuyorum….
ve şüphesiz ki beynin yeniden gelişimi kutlamak için bana verdiği hediyede şu sözler yazıyordu…
“Her yeni gün gülmek ve yaşamak için bir sebep seni bulacaktır…”
Hoşgeldin yaşam…
Hoşgeldin dünya…

Bu yürekte kimseye kırgınlık yok artık…

  • 1 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Şehir Pisliği

şehir pisliği gene yollarda geç uyandığı için dersine yetişmeye çalışıyor saçı başı dağınık kıyafetleri uyumsuz ağzı leş gibi kokuyor sabah mahmurluğu iğrenç tırnakları yenmiş ellerini sıkmış okula doğru koşturuyor, nefesi kesilmiş göğsünden gelen hırıltılar kulağımı tırmalıyor sanırım astımı da tuttu bunun tam bir şehir pisliği ve ben bu pisliğin içinde tutsağım inanın bana her yer balçık her yer bombok hani sizlerin etrafınıza birşey bulaşmasın diye giysinizi sakınacağınız türden yerler ama ben burda yaşamaya mecburum inanın alıştım biraz bu bok kokusu eskisi kadar midemi bulandırmıyor ve benim şehir pisliğim ki kendisini sevmeye de başladım bu koşusuna devam ediyor bok kokusundan tiksindiğim için gözlerinden dışarıyı seyrediyorum yol güzergahında, her halinden belli yaşlı, çatlamış ağaçların olduğu bir yer var ve bir anda bir ses duyuyorum pisliğin kir dolu kulaklarından geçemiyor bile ses çekik-örs-üzenginin tozlarını alıyorum benim şehir pisliğimin sokaklarına uğramamış kulak pamuğu gülüyorum ve bir ses duyuyorum tam bizimkisi dinlenmek için durmuşken ” hadi ama devam et ” sanırım benim pisliğimde duydu bu sesi ki arkasına bakıp bakıp duruyor nedense sese uyasım geliyor ve pisliğimin bacak kaslarını harekete geçirtiyorum binbir zorla ve pislik sonunda yürümeye başlıyor ” işte bu şüphesizki biz seni boşuna seçmedik ” hassiktir diyorum bu pislik mi seçildi sanki beni duyarcasına ağaçlar konuşmaya devam ediyor ” tüm insanların seçilmiş olduğunu anlayamadınız ” ” bilmediniz ” ” dinlemediniz ” ” yaradılışınızın maksadını çözemediniz ” ” denemediniz ” ” kendi yaşamlarınız için diğerlerini zaptettiniz ” ” yaktınız ” ” yıktınız ” ” kendi hayvani istekleriniz için haramı helal kıldınız ” ” sevmediniz ” ” sevilemediniz ” ” göremediniz ” ” duyamadınız ” ” nefes bile alamadınız ” ben içeride bu sözlerin anlamını çözmeye çalışırken pislik ağaçların arasından ayrılıyor bense gözlerinden aşağıya iniyorum bir sandalye buldum tozlarını silkeliyorum bizimkisi de hunharca öksürüyor ben silkelerken geber pezevenk ağaçların dediğini düşünecekken içeri alarmım çalıyor demekki zorunlu köleliğim, benim sabah8-akşam5 mesaim gene başlıyor ve ben gene gözlere oturup pisliğin gördüğü insanlara “merhaba” diyorum gülümsüyorum ben içerde ağlarken….

  • 2 ay önce
  • 1
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

güven…

dünyaya değiştirmeye yönelik bir gücü ne zaman bulursunuz, çok bilgili oluncamı , çok zengin oluncamı veya olgunluğun vereceği bir duyguyla mı bence hayır dostlarım hiç birisi dünyaya değiştirmeye yönelik bir gücü sadece sevdiğiniz zaman bulabilirsiniz…

dünyanın en güzel şeyidir sevmek…

MZSF

  • 3 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

kısa bir hikaye…

kafesinin içinde volta atan minik kuş

minik kuş gerçekliğinin farkına varmadan

varışlarının hep aynı noktaya olduğunu anlamadan

anlamsızlığını ne kadar süre devam ettirebilirsin

etkinlikten edilgenliğe geçişini sadece yüklemlerinle mi ifade edersin

öznen gizli özne bile olmaya değer değilken

yoksa sende uçmak istermisin

senin gibiler dışarıda fink atarken

sendeki bir filozof asaleti değil 

veya bir berduş felsefesi

sendeki ahmaklıktır, 

anlamsızlıkta sabit ivmenle ilerlerken.

yoksa hiç açmak istedin mi kapılı kapılarını 

yoksa hiç yıkmak istedinmi zihninin duvarlarını

bu bekleyişin nicedir…

diye yazardı 

kafesinin içinde volta atan minik kuşun

volta attığı yerin üzerinde

o ki kendine sitemleriyle geçirdi bir ömrünü

kendi zihnindeki kapıları açamayacak kadar korkaklığından

farkedemedi ya kafesinin açık olduğunu

yenilgileri kabullendiğinden

farkedemedi ya gökyüzünü

kafesinin içinde volta atan minik kuşun

sonu da böyle olmuştu…

  • 4 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

yanmak üzerine


bazen kendini yakmak gerek
kendini temizlemek için
herşeyi herşeyi bırakmamız lazım
kendi benliğimizi gömmemiz lazım
ne yapıyorsak tam tersini yapmamız lazım klişelerin
her gece içmek lazım
her gece yanmak lazım
kendi bedenimizi hasta eden mikroplar olmalıyız
gerçek benliğimizin bizi iyileştirmesi için
çünkü doğanın tek ve gerçek prensibi olan etki-tepki ancak böyle ortaya çıkabilmektedir.
ve sonra kendi korkak ve azla yetinmeyi bilen
ve sonra o merdiven basamağını bir türlü çıkamayan
ve sonra hayatı devam ettiremeyen
o pislik
o mikrop
o yırtık bedenimizi
gömmeliyiz
ve sonra cesaretlenecek, azla yetinmeyecek
ve sonra merdivene o adımı atabilecek
ve sonra hayatı devam ettirebilecek
yeni benliğimize ulaşmamız için
kendi ruhumuz kendi bedenimizin en büyük pisliği
yakmamız lazım
acı çekmemiz lazım
“insanüstü” olabilmemiz için…

kendi bedenimizi hasta eden mikroplar olmalıyız
gerçek benliğimizin bizi iyileştirmesi için….

  • 6 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Ayrılık

‎… ve kumral saçlı kadının gözyaşlarını silmek için çıkardığı mendilde kalıyordu aşk, çantaya geri konan tek şey ayrılık oluyordu… (MZSF)

  • 6 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

11.11.11

11.11.11 saat 11:11 de 12.12.12 de olacak maya kıyametinin tatbikatı yapılacaktır bilginize ….

bi bok olmayacak lan şaka şaka 


  • 6 ay önce
  • 1
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Makyaj Temizleyicisi…

…ve tüm kelimeler siliyordu makyajlarını, tüm cümleler bir bir atıyordu süslerini, takılarını; aşka yaklaşırken…. (MZSF)

  • 6 ay önce
  • 1
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Açtık…

Şüphesiz ki sevgiye çok açtık, o kadar açtık ki zamanla sevgiden çok açlığımıza saplandık… ve biz nefsetamahkarlar sevgiyi ayaklar altına aldık… ve biz nefsetamahkarlar birbirimizin kalplerini sağıp kana kana içtik açlığımızın onuruna…  

  • 6 ay önce
  • 2
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

emperyalizm piyesi üzerine 07.11.2011

beynimin içindeyim
bir sürü yaratık var burada
ne olduklarını nece konuştuklarını bilmiyorum
hepsi üstüme saldırıyor ve kaçıyorum
çünkü elimden sadece kaçmak geliyor
bir korkak gibi kendi beynimi bırakarak kaçıyorum
beyne veda bile etmeden
bütün kötülükler saldırıyor beynime
bu bir emperyalizm piyesi mi
yoksa gerçekten işgale mi tutulmakta beynim
bilmiyorum
bu ne olduklarını nece konuştuklarını bilmediğim yaratıklar beynimi ele geçirmeye çalışıyor
ufukta sadece karanlık varmış gibi
yakamozlar artık sadece karanlıktan oluşacakmış gibi
ve sonra beyin diyor ki
kötülüğün olduğu yerde iyilikte vardır
gel ve yardım et
tek başımayım ama bu karanlıkta
birden beyin yanıma geliyor ve ben senin yanındayım diyor
elinde bastonu
bastonun tak tak sesleri bile duyulamıyor
bu boğucu karanlığın içinde
karanlığın içinde ikimiz başbaşa iken
karanlık bir girdap gibi etrafımızı sarmaya başlıyorken
yanımıza bembeyaz kanatlı melekler beliriyor
melek diyorum çünkü bu zamana kadar gördüğümüz
en azından fresklerde ve da vinci resimlerinde gördüğümüz melekler
gibi görünümleri
veya beynim bu savaşçılara böyle bir görünümü uygun görüyor
bana korkma
kötülük varsa iyilikte var diyor
karanlığın olduğu yerde ışık ta var diyor
ve amansız bir savaşa başlıyoruz
karanlık bizi yenmeye çalışıyor
kendi beynimi işgal ediyor gibi bi haldeyim
karanlık bizi yok etmeye çalıştıkça konstantre ol sesini duyuyorum ve konsantre olup
yeniden ışığı çoğaltmaya çalışıyorum
arada ise gözlerimi açıp bulunduğum gerçek dünyaya bakıyorum ve sonra gözlerimi kapatıp
beynimdeki savaşa geri dönüyorum
bu git geller
boğulan birisinin kafasını sudan çıkartıp geri suya dalması gibi birşey
ve tüm bunlar olurken ben 314616 sefer sayılı otobüste 7 numaralı koltukta uyuyorum yanımda oturan adamın
horultusu metronom gibi
yavaş ama istikrarlı
tekrar gözlerimi kapatıp beynimdeki savaşa katılıyorum
kılıç yok
gürz yok
havan topu yok
hiçbir silah yok
sadece karanlık ve aydınlığın savaşı
ve karanlık bana kazandığımı sanmam için zafer hayalleri gösteriyor
ve aydınlık beni her seferinde hayallerden uyandırıyor
sanki kendi beynim bana saldırıyor
ve karanlıkla tekrardan savaşıyoruz
ve karanlığın içinden bir canavar çıkıyor bana kötülüğün içinden saldırıyor
bense elimde aydınlığın asası ve aydınlığın ışığı ile ona karşı koyuyorum
dilimde sadece dualar
bu dini bir olay mı
yoksa beynin saçma bir hayali mi bilmiyorum
ve sonunda yeniyorum canavarı
savaş duruyor
bize saldıran karanlık çökmüş yere
karanlık etrafımızı sarmış
karanlığın ortasında aydınlık duruyor
” gidin ” diyorum ” gidin ve gelmeyin “
” burda daha işimiz kalmadı ” diyor karanlık ve birer birer kayboluyor
onların her gidişinde beynimin prangalarının söküldüğünü hissediyorum
beynim özgür kalıyormuş gibi
ve taç çakram yeniden açılıyor
“kral yeniden taç taktı ” sözünü duyuyorum
beynim yeniden benim
karanlığın gittiği yerde
bomboş bir alan kaldı
buralar bilgi ile dolacak diyorum
“yapıyorum olcak ” edasında
ve beyin durum kontrolü yapmaya gidiyor
melekler ise habersizce gitmiş habersizce geldikleri gibi
tüm bunlar olurken muavinin ” 30 dk mola ” sözüyle ayılıyorum
30 dk mola…
 

  • 7 ay önce
  • 1
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

…

13 yaşında çocuklar ” kendi rızasıyla ” ilişkiye girmesinler, şekerde yiyebilsinler…

  • 7 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

aşk bedava…

‎” Halbuki ikimizde hala anamızdan babamızdan harçlık alan kişilerdik, ne zaman bu derece büyümüştük, ne zamandan beri aşkları yüksek dozaj alır olmuştuk, ne zamandan beri ruhumuz orta yaş bunalımına girmişti, belki de hepsi modern zamanın yan etkileriydi…” falan filan…

  • 7 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet
← Daha yeni • Daha eski →
4 sayfadan 1. sayfa

Hakkında

böyle delisel yazılar , şakalar felan...

Diğer Şubeler

  • @mkozkok on Twitter
  • Facebook Profile

Takip ettiklerim

I Dig These Posts

  • Gönderi aracılığıyla basaran
    ...Üzerine konuşulamayan üzerine, içmek lazım…

    Sanki ‘bazen iri bir horoz balığı kadar hırçınlaşabilir her şey; bazen Tartaros çukuru kadar...

    Gönderi aracılığıyla basaran
  • Fotoğraf aracılığıyla vintajj

    YAZ YAZILARI #3

    Keşke polis GBT‘lerinde son bir ay içinde kaç kere üstünüzün arandığı da yazsa da polisler hiç kasmayıp “bir şey yoktur” diye...

    Fotoğraf aracılığıyla vintajj
  • Gönderi aracılığıyla vintajj
    Kim Bunlar?

    Burjuvası bile parasızlıktan şikayet eder bu ülkede. Herkes arabesk dinleyecek kadar yalnızdır. Hepsinin hayatında ağladığı gün...

    Gönderi aracılığıyla vintajj
Daha fazla gör →
  • RSS
  • Rastgele
  • Arşiv
  • Mobil

Effector Theme by Carlo Franco.

Tumblr kaynaklı